PEYGAMBERİMİZİN HZ ALİ'YE VASİYETİ

27/6/2007 00:44, 2007

 

Resulullah´ın Hz. Ali´ye Vasiyyeti


Hz. Ali (kv) bildiriyor:

Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:

"Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir" buyurdu ve devam etti:


"Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:

1. Namaz kılmak
2. Oruç tutmak
3. Sadaka vermektir.


Münafıkta da üç alamet vardır:

1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.


Münafıkta üç alamet daha bulunur:

1. Söylediği söz yalandır.
2. Verdiği sözde durmaz.
3. Emanete hıyanet eder.


Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:

1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.


Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:

1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.
2. Herkesin arkasından gıybet eder.
3. Musibete düşen kimselere sevinir.


Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:

1. Allahu Teala'ya yaptığı taatinde tembellik eder.
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.


Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:

1. Haramlardan sakınır.
2. İlim öğrenmeye hırslı olur.
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.


Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:

1. Dünyayı aşağı görür.
2. Cefa, sıkıntı çeker.
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.


Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.


Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.
2. Abes sözleri çok söyler.
3. Allahu Teala'nın mahluklarına çok eziyet eder.


Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:

1. Yediği helaldir.
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.


Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:

1. Yediği haramdır.
2. İlimden uzak olur.
3. Namazı özürsüz yalnız kılar.


İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın taatinde acele eder.
2. Haramlardan sakınır.
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.


Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.
2. Herkese zararı dokunur.
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.


Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:

1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.


Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.
2. Yalan söylemekten sakınır.
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.


Günahkarın da üç alameti vardır:

1. İşlerinde yanılır, hata eder.
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.
3. Unutkan olur.


Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Zaiflere acımaz.
2. Az şeye kanaat etmez.
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.


Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:

1. Yaptığı ibadetini gizler.
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.


Fasıkta da üç alamet bulunur:

1. Fitne ve fesadı sever.
2. Halkın hastalık ve musibetini ister.
3. İyi amelden kaçar.


Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:

1. Akrabasını azarlar.
2. Komşusunu incitir.
3. Günah işlemeyi sever.


Ya Ali! Allahu Teala'nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:

1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.
2. Halka sıkıntı verir.
3. İşlerini başkalarına yükler.


Abid olanın da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.
2. Şehvetini, arzularını terk eder.
3. Allahu Teala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.


Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:

1. Gücü yeterse affeder.
2. Malının zekatını verir.
3. Sadaka vermeyi sever.


Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:

1. Açlıktan korkar.
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.


Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:

1. Taat etmeye sabreder.
2. Günahları terk etmeye sabreder.
3. Allahu Teala'nın hükümlerine sabreder.


Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:

1. Yemin etmekle övünür.
2. Kadınları aldatır.
3. Çok bühtan, iftira eder.


Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:

1. Malını sana feda eder.
2. Canını senin için feda eder.
3. Senin sırrını gizli tutar.


Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:

1. Hak Teala'nın dininden şüphe eder.
2. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder.
3. Taat ve ibadetten gafil olur.


Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın mekrinden emin olur.
2. Rahmetinden ümitsiz olur.
3. Hak Teala'ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.


Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın azabından korkar.
2. Mekrinden çekinir.
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.

__________________

MEDİNE'NİN GÜLÜ

16/6/2007 17:36, 2007

                                         YAĞMUR...

 

YAĞMUR

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Nurullah Genç

 

                                                  Medine’nin Gülü

 

 

 

Andım yine seni, her şey yadımdan silindi

Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi

Bu bir serap olsa da, hafakanlarım dindi

Andım yine seni, her şey yadımdan silindi

 

Ufku dolduruyor, yetiyor, başka şey göremiyorsun

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam

Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam

Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam

 

Anladım vasfına ermek artık çok geç, saçlar bembeyaz

Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek

İnleyip, en taze hislerle hep bekleyecek

Yaş olsa da, ben taze hislerle yollardayım

Anladım, vasfına ermek artık çok geç

 

Kalbim, bir güvercin kalbi gibi titrerken ardından

Ne olur, sana ulaşmak için kanadından bana bir tüy ver

Pervaz edeyim hep ardından

Kalbim, bir güvercin kalbi gibi titrerken ardından

 

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül

Gel, o bayıltan renklerinle gönlüme dökül

Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül

 

Mecnun gibi arkandan koşan kulun olayım

Bir kor saç içime, ocaklar gibi yanayım

Sensiz geçen bu acı rüyadan uyanayım

Mecnun gibi arkandan koşan kulun olayım

 

Aklım, uzakta kaldığı günleri saymakta

Asker gibi ne zaman terhis

Ruhuma sisli dumanlı bir kasvet yaymakta

Göster çehreni ki, güneş guruba kaymakta

Aklım, uzakta kaldığı günleri saymakta

 

Son demde hiç olmazsa gurubum tülu olsun

Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun

Her yandan tamburlar çalınsın, neyler duyulsun

Bu da benim düğünüm olsun

Ne olur, hiç olmazsa gurubum tülu olsun.

 

                         M. Fethullah GÜLEN

 

 

PEYGAMBERİMİZİN CÖMERTLİĞİ

12/6/2007 16:51, 2007

PEYGAMBERİMİZİN CÖMERTLİĞİ

 

 

Model insan olarak Hz. Peygamber, sözleri ve uygulamaları ile müslümanlara günlük yaşamda rehberlik edecek davranış örnekleri sergilemiş ve ashabının inanılmaz çabası sonucu bunlar kaydedilerek sonraki nesillere de yol göstermeye devam etmiştir. Hz. Peygamberin nasıl davrandığı hakkında bilgimizin olmadığı hemen hiçbir durum yoktur. Duygu ve düşüncelerini nasıl ifade ettiği, insanlarla ilişkileri ve insanların bu tutum ve davranışlar karşısında nasıl etkilendiğine dair davranış örnekleri O’nu daha yakından tanımamıza ve hayatımıza dahil edecek şekilde rehberliğinden istifade etmemize imkan verecektir.

Hz. Peygamberin herhangi bir konudaki tutumunu anlatan çok sayıda rivayetin bulunması, şartları göz önünde bulunduracak tarzda davrandığını gösterir. O’nun cömertliğini ifade eden sayısız örnek bulunmasına rağmen sadece birini zikretmek bile O’nun ne kadar cömert olduğunu ve kemalinin derecesini göstermeye yeterli olacaktır:

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Safvan bin Ümeyye, Mekke’nin fethinden sonra, henüz müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Taif savaşlarında Rasûlullah’ın yanından ayrılmamıştı. Allah Rasûlü’nün Cîrâne’de toplanan ganimet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada Safvan da O’nun yanında dolaşıyor, develer, davarlar ve çobanlarla dolu vadiye hayran hayran bakıyordu. Hz. Peygamber onun bu halini göz ucuyla takip ediyordu. Ona hitaben:

-”Ebû Vehb! Vadi çok mu hoşuna gitti?” diye sordu. Safvan:

-”Evet” dedi. Rasûl-i Ekrem:

-”O vadi de içindekiler de senin olsun!” buyurdu. Bunun üzerine Safvan kendini tutamadı:

-”Bir peygamberden başka hiçbir kimsenin kalbi bu derece cömert olamaz.” Dedi ve müslüman oldu. Daha sonra Kureyş’in yanına döndü ve onlara:

-”Ey kavmim! Müslüman olun. Vallahi Muhammed (sav) öyle ihsanda bulunuyor ki yokluktan ve yoksulluktan hiç korkmuyor,” dedi.
(Vâkıdî, II, 854-855; Müslim, Fedail 57-58)

Kaynaklarda yağan yağmurlardan bile daha cömert olarak tavsif edilen Hz. Peygamber cimriliği, insanı küçük düşüren bir huy olarak görmüş, hayatı boyunca borçlanma pahasına da olsa ihtiyaç sahiplerine el uzatmaktan geri durmamıştır.

Cömertlik Allah’ın ahlakıyla ahlaklanabilen kimselerin harcıdır. Gösteriş yapmadan, kimseyi incitmeden, yapılanı başa kakmadan, sahibince değerli olan maldan, karşılık beklemeden yapıldığında anlam kazanır. Cömertlik, vermek için birisinin bir şeyi istemesini veya hak etmesini beklemeden verebilmektir.

Çöl hayatının ağır şartları, kabile yaşantısı sürdüren Araplarda kendine özgü bir ahlak anlayışı geliştirmişti. Toplumsal dayanışmayı hedefleyen değerlerin başında da cömertlik geliyordu. Öyle ki, cömertlik kabile başkanı seçerken adaylarda aranan en önemli özellikler arasında yer alıyordu.

İslam bu konuda da kendi rengini ortaya koymuş, insanın dünyadaki konumunu ve sahip olduklarına bakış açısını tanzim ederek işe başlamıştır. Mal ve mülkün gerçek sahibini Allah Teâlâ olarak gören insan bu dünyada emanetçi olarak bulunduğunu idrak edecek, iki önemli imtihan vesilesinden biri olan malın (diğerinin evlatlar olduğu belirtilir -Kur’an-ı Kerim, 64/15-) kullanımında keyfî davranamayacak, israftan uzak duracağı gibi Allah yolunda yapılacak hiçbir harcamayı erteleyemeyecektir.

Bu rivayet bizlere, İslam adına yapılacak harcamalarda, muhatabın müslüman olmasa da dikkate alınması gerektiğini, bir insanın gönlünü kazanmanın maddî kazanımlardan daha önemli ve öncelikli olduğunu öğretiyor. İslam’a davette hiçbir insanı atlamamak gerektiğini, gönül kazanmanın bir yolunun mutlaka bulunabilineceğini gösteriyor. Bu konuda bir problem yaşanıyorsa kusuru muhatapta aramadan önce insanların hassasiyetlerini dikkate almanın da gerektiğini düşündürüyor. Nitekim Hz. Peygamber’in dünyevî olan karşısındaki bu üst duruşu, sahip olduğu mal-mülk üzerinden kendi varlığını anlamlı bulan Safvan’a (ve onun şahsında benzerlerine) gerçekten değerli olanın ne olduğunu ve hedefinin de güç ve iktidar sahibi olmak olmadığını göstermiş olmalıdır.

Herkesin gönlüne giden yol farklıdır.

Herkesin önem verdiği şeyler belki de o kadar değerli değildir ,size basit gelen bir fedakarlık başkalarının gözünde değerinizi artırabilir, ön yargıları kırabilir.

Meral Günel


<<Önceki Sayfa |1/50|Sonraki Sayfa>>
Sayfa Başı